| Ama bu fikirler korku ve yabancılaşma olarak kendini gösteriyor. | TED | ولكن هذه الأفكار هي نفسها التي تدل على الخوف والعزلة. |
| Bu cevabı kabul ediyor olman ilacın etkisini göstermeye başladığını gösteriyor. | Open Subtitles | إن حقيقة تقبلك لهذه الإجابة تدل على أن العلاج بدأ يعمل |
| Gus, Bayan Rexroth'un sadakatsizliğine dair bir kanıt ya da gösterge gördün mü? | Open Subtitles | جوس، أرأيت أي دليل أي إشارات فاضحة تدل على طيش السيدة ريكسروث ؟ |
| Bu işaret hayatınızda bir sorun olduğu anlamına gelmiyor. | TED | وهي ليست إشارة تدل على أن حياتك محطّمة. |
| Gaddar doğası, hepimizi silip süpürmedikleri için şanslı olduğumuzun göstergesi. | Open Subtitles | طبيعته الشرسة تدل على أننا محظوظون لأنهم لم يلتهموننا جميعاً |
| Jericho'yu gösteren büyük bir tabela var, tamam? Anladın mı? | Open Subtitles | . سترين اشارة كبيرة تدل علي الطريق الي جيركو هل استوعبتي ذلك ؟ |
| Bu da bastırmayı ve kontrolsüzlüğü gösterir. | Open Subtitles | تدل على ميول إجرامية كما يتضح من ثقل الوطء وهذا يشير إلى عدم قدرته في التحكم في إندفاعاته |
| Bölgemi taradım. Hiç yaşam belirtisi yok. | Open Subtitles | حسنا،لقد أنهيت دورتى و لم التقط أى قراءات تدل على وجود حياة |
| Hazırladığın bu raporlara bakılırsa sen hiç iş eğitimi almamışsın gibi gözüküyor. | Open Subtitles | هذه التقارير التي سلمتها، تدل على أنك لم تحصل على أي تدريب عملي مطلقاً. |
| İndus yazısının önemli bir dil mahiyeti taşıdığını gösteriyor. | TED | انها تدل على أن النص الاندوسي يتشارك مع اللغات بخاصية مهمة جداً |
| Kalkandaki işaretler kabilenin önde gelen savaşçıları olduklarını gösteriyor. | Open Subtitles | تلك العلامات على وسط الدرع تدل على المحاربين الاوائل في القبيلة |
| Çarşaflar, Amanda'nın yatakta yalnız olmadığını gösteriyor. | Open Subtitles | حالة ملاءه السرير تدل علي ان هناك شخص كان في السرير مع اماندا قبل ان تموت هذا اول شئ |
| Geçirdiği nöbet, bir damak tıkanıklığı ya da anevrizma geçirdiğini gösteriyor. | Open Subtitles | أترى ، أنا أعتقد أن النوبة التى حدثت لها تدل على أن عندها جلطة أو تمدد فى الأوعية الدموية |
| Karaciğer ısısı ölüm saatinin 06:00 olduğunu gösteriyor. | Open Subtitles | حرارة الكبد تدل بأن وقت الوفاة كان في تمام السادسة |
| Çömlekçideki parmak izleri orada olduğunu gösteriyor. | Open Subtitles | بصماتها في متجر الفخار تدل على وجودها هنا |
| İki ay önce tutulduğu yerde kırbaçlandığına dair izler mevcut. | Open Subtitles | الندب عليها تدل أن عملية الجلد حدثت قبل شهرين مضى |
| Bulutların küresel ısınmayı yavaşlatacağına dair gözlemsel hiçbir kanıt yok. | TED | لا توجد أدلة تم رصدها تدل أن الغيوم ستكون فعالة في الإبطاء من الاحتباس الحراري. |
| Ve hemen videonun dengesiz yapısının, bir izleyicinin varlığına ve subjektif bir bakış açısına işaret ettiğini görürsünüz. | TED | و أنت ترى فوراً كيف أن الطبيعة المهتزة للفيديو تدل على وجود مشاهد و على وجهة نظر شخصية. |
| Gaddar doğası, hepimizi silip süpürmedikleri için şanslı olduğumuzun göstergesi. | Open Subtitles | طبيعته الشرسة تدل على أننا محظوظون لأنهم لم يلتهموننا جميعاً. |
| Bence doğru yolda olduğumuzu gösteren bir dürtmeydi. | Open Subtitles | أعتقد أنها كانت إشارة تدل علي أننا في الإتجاه الصحيح |
| Bu da bu mesajların niyeti gösterdiğini ama gerçek olmadığını gösterir. | Open Subtitles | وهذ يجعلها رسائل تدل على نية القتل وليست حقائق |
| Gergin görünüyor muyum? Hiçbir basınç belirtisi var mı? Bulantı, titreme ya da konuşma güçlüğü. | Open Subtitles | هل هناك علامات تدل على المرض , الرجفة التذبذب أثناء الحديث ؟ |
| Konuşma tarzına, kapama şekline bakılırsa, diyebilirim ki, evet. Oydu. | Open Subtitles | الطريقة التي أنهى بها المكالمة تدل بأنه هو |
| Fakat şimdiye kadar ağaç insanlarından hiçbir iz bulamadık. Yamamomolar'dan... | Open Subtitles | لكن أعلى تلك المنطقة لا علامة تدل على الياماموس |
| Bütün belirtiler var; | Open Subtitles | كل العلامات تدل على ذلك نوبات من التشويش |