| Yasal olarak gitmeye hakkımız var, ama hakkı olmasına rağmen burada tutuklananlar var. | Open Subtitles | لدينا الحق في هذا الرحيل، لكن العديدين هنا احتجزوا بالرغم من حقهم الشرعي. |
| Yasal olarak gitmeye hakkımız var, ama hakkı olmasına rağmen burada tutuklananlar var. | Open Subtitles | لدينا الحق في هذا الرحيل، لكن العديدين هنا احتجزوا بالرغم من حقهم الشرعي. |
| Bütün halkımın orada olma hakkı var görmek ve hatırlamak için. | Open Subtitles | جميع شعبي له الحق ان يكون هناك لكي يشاهد ذلك ويتذكره |
| Nihayetinde, o berbat kurabiyelerle mideni mahvetme hakkı da kendi ellerindeydi. | Open Subtitles | على كلّ حال، لك الحقّ في تدمير معدتك بذلك الكعك المريع. |
| Herkesin kendi düşüncesi uyarınca ibadet etme hakkı olduğuna inanıyoruz, fakat inanç özgürlüğü, insanların inanışlarını suiistimal etme hakkı vermez! | Open Subtitles | نحن نعتقد أن كل شخص لديه الحق في العبادة وفقا لضميره لكن حرية الدين ليست رخصة للاعتداء على إيمان الشعب |
| Bir adamı ölümü olabilecek bir göreve gönderiyorsak... nedenini bilmeye hakkı var sanırım. | Open Subtitles | اظن انه اذا كنا سنرسل رجلا الي حتفه فلديه الحق ان يعرف لماذا |
| Bay Poirot'nun buna hakkı yok, bu özel bir mesele. | Open Subtitles | بوارو ليس له الحق.. هذا خارج الموضوع هذا شأن خاص |
| İşte, sessiz kalmaya kesinlikle hakkı olan biri var burada. | Open Subtitles | الآن هناك بالتأكيد الرجل الذي لديه الحق في التزام الصمت. |
| Cehennemden gelen ev sahibi olabilirsin ama bu sana kanepemize yayılma hakkı vermez. | Open Subtitles | ربما تكون المالك بحق الجحيم، ولكن هذا لا يعطيك الحق بالاستلقاء على أريكتنا. |
| Bu yüzden onun da öfkelenmeye hakkı olduğunu kabul etmelisin. | Open Subtitles | لكنك إمرأة بعقلية عادلة وعليك الموافقة أن له الحق بالغضب |
| Paraları onlara, insanlara oyuncak gibi muamele edebilme hakkı veriyor. | Open Subtitles | يعتقدون أن أموالهم تمنحهم الحق في أن يعاملوا الناس كدمى |
| Dünyanın en kutsal hakkı olan özgürlük hakkında konuşmamı yapıyordum. | Open Subtitles | كنت أقوم بحقي في الكلام الحق الأكثر قدسية على الأرض |
| Şeyh o an mutlaka öleceğini anlamıştı, merhamet dilemeye bile hakkı olmadan | Open Subtitles | الشيخ علم انه سوف يموت بالتأكيد دون حتى الحق فى طلب الرحمة |
| Bakın, eğer bu sanatçının çalışmalarını sergilemek istersem kimsenin beni durdurmaya hakkı yok. | Open Subtitles | اسمع , ان كان لدي معرض لهذا الفن ليس لدي احد الحق ليوقفني |
| Kendi aklında kimin yaşayıp kimin öleceğine karar vermeye hakkı olduğuna inanıyor. | Open Subtitles | في عقله، يرى أن لديه الحق في تحديد من يحيا ومن يموت. |
| Bir kadının böyle bir söz vermeye hakkı olmadığını unutmuşum. | Open Subtitles | حتّى نسيت تلك مرأة لم حتى الحقّ في إعطاء الوعود |
| Kamuya hizmet etmeyi reddeden birisinin, varolmaya hakkı var mıdır? | Open Subtitles | هل يحق للأنسان أن يعيش إذا رفض أن يخدم مجتمعه؟ |
| Su hakkını kaybetmiyor, sadece bu hakkı ya da bir kısmını toprak yerine dereye yönlendirmeyi seçiyor. | TED | فهو لن يخسر هكذا حصته المائية وقد اختار ان يمارس حقه او جزء منه .. على الجدول .. بدلاً من على الارض |
| Her çocuğun aile yanında büyümeye hakkı vardır dersek çocukların kendilerini çarçabuk toparladıklarını görürüz. | TED | كل طفل لديه الحق بأن تكون له عائلة، يستحق و يحتاج عائلة، و الأطفال مرنون بشكل مثير للدهشة. |
| İnsanların sokaklarında neler olup bittiğini bilmeye hakkı var. hakkı var. | Open Subtitles | من حقّ النّاس أن يعرفوا ما الذي يجري في شارِعِهِم |
| Victoria'nın senin bir zamanlar Robin'e aşık olduğunu bilmeye hakkı yok mu? | Open Subtitles | تيد .. الا تستحق فكتوريا ان تعرف انك كنت تحب روبن ؟ |
| Biz insanın ekolojik ölüm bakımına erişimin insan hakkı olduğuna inanıyoruz. | TED | نحن نؤمن بأنّ الدخول إلى دار رعاية موتى بيئيّة حق إنساني. |
| Yani tam olarak bu gezegende doğmadı diye, hiçbir hakkı yok, öyle mi? | Open Subtitles | إذن لأنه لم يولد على هذا الكوكب ليس لديه أى نوع من الحقوق |
| 1883'teki ölümüne kadar, bu düşmanca dünyada sesini duyurma hakkı için savaşan açık sözlü bir eleştirmen olarak kaldı. | TED | حتى وفاتها في عام 1883 واصلت كونها ناقدة جريئة مدافعة عن حقها في أن تُسمع في عالم عدواني. |
| Bir videonun birden çok telif hakkı sahibinin olması olağan bir şey. | TED | ليس من الشائع لفيديو واحد أن يكون له أكثر من صاحب حقوق. |
| Her kadının ve erkeğin sadece birer çocuğa sahip olma hakkı var. Eğer üçüncü doğarsa, öldürülür. | Open Subtitles | كل رجل وامرأة مسموح لهم بطفل واحد إذا ُولد الثالث، فإنه ُيقتل |
| Çoğunlukla özel şirketler olan patent sahiplerine, genlerin araştırılmasını bloke etme hakkı vererek hastalara zarar verebiliyordu. | TED | مما يسمح لحاملي براءة الإختراع وهم في العادة شركات خاصة أن يغلقوا مجال الجينوم البشري مما يضر بالمرضى |
| Onun için aldığım bir kitabın film hakkı ile alakalı. | Open Subtitles | إنه .. إنه يتعلق بحقوق الكتاب التي حصلت عليها لها |
| Benim fikrime göre, haddini aşan insanın yaşamaya hakkı yok. | Open Subtitles | من وجهة نظري ، أن الأشخاص الذين يتعدون الحدود لا يستحقون الحياة |