| Doğrusu çok kolaydı, beş yaşında bir çocuk bile tahmin edebilirdi. | Open Subtitles | الأمر كان سهل تماماً. طفل في الخامسه كان يمكنه أن يحزر. |
| Onlar için risk almak kolaydı tabii nasıl olsa sonuçlarından etkilenmeyeceklerdi! | Open Subtitles | لقد كان سهل لهم أن يجازفوا لأنهم لن يعانوا من النتائج |
| Çok kolay. Sonrasında sahne korkusu hakkında bir şarkı yazmaya başladım. | TED | أمر سهل. لذا بدأت بكتابة أغنية عن المعاناة من رهاب المسرح. |
| Çocuk oyuncağı. Bu, senin ya da benim ölebileceğimiz bir görev değil. | Open Subtitles | انه هدف سهل , لايبدو ذلك خطرا لنلقي حتفنا انا او انت |
| Bundan sonrası senin için zor olacak ama bu çok kolay bir karar. | Open Subtitles | حسناً، و سيكون الأمر صعب عليك من الآن فصاعداً لكن هذا القرار سهل |
| kolaymış lan. Belki de dünyanın en büyük akrobatı benim. | Open Subtitles | هذا سهل ، ربما أكون أعظم بهلوان في العالم بالفعل |
| Bu asla Sakin olunacak bir görüntü değil. Bir insanın parçası. | Open Subtitles | إنه ليس بمنظر سهل على إنه جزء من كونك بشرياً |
| Yavaş, Nguyen. O soruşturmayı askıya aldım. | Open Subtitles | إنه أمر سهل يا نيغوين سأعلق هذا الأمر في التحقيق |
| Sen 6 yaşındayken ve kızlar bitlendiğinde anlaşmaya uymak daha kolaydı. | Open Subtitles | هذا تعهد سهل الحصول في سن السادسة وعندما تكون البنات مقززات |
| Bu küçük özel vidayla beraber kutuda sadece bir vida vardı, artık monte etmek ve duvara asmak kolaydı. | TED | وبفضل هذا البرغي الصغير والخاص، احتجنا لبرغي واحد فقط بالعلبة سهل التركيب على الجدار. |
| - Ünvanı korumak için on maç yaptım. - Onlar kolaydı. | Open Subtitles | لقد دافعت عن اللقب عشر مرات - هذا كان سهل - |
| Bu gereksinimlerden herhangi ikisini içeren bir ürün üretmek oldukça kolay. | TED | والحصول على أي اثنين من تلك المتطلبات في مادة سهل جدًا. |
| Hem çok kolay hem de yapması 15 dakika sürüyor. | Open Subtitles | إعدادها سهل ولا يستغرق أكثر من 15 دقيقة على الأكثر |
| Benim için atması, sizin içinse bulması daha kolay olurdu. | Open Subtitles | سهل عليا كى القيه و سهل عليك كى تعثر عليه |
| Şey, sizin gibi bir kaç zeki insan için cinayet nedeni bulmak çocuk oyuncağı olmalı. | Open Subtitles | حسناً إيجاد دافع شيء سهل على زوج ذكي مثلكم |
| Ucunda çok para var ayrıca senin için çocuk oyuncağı. | Open Subtitles | يتضمن المال بشكل جيد وهو امر سهل بالنسبة لك |
| Çocuk oyuncağı. Tek yapmamız gereken yıkıp geçtiği yerleri takip etmek. | Open Subtitles | أمر سهل ،كل ما علينا هو تتبع طريق الدمار |
| Yani kesinlikle çatlak olduğu için bunu yapmak zor olmayacaktır. | Open Subtitles | أعني أنها غبية تماماً لذلك سيكون ذلك سهل جداً لفعله |
| Bu tedavi hakkındaki artılardan biri de ücretsiz olmasıymış, yani neredeyse ücretsiz, ve uygulanması da çok kolaymış. | TED | واحدا من الأشياء الجيدة في هذا العلاج أنه كان بلا مقابل حقيقة, بلامقابل ، وكان سهل الأستخدام |
| Sakin ol, rahat bir gün geçiriyorsun sadece. | Open Subtitles | تسترخي أن يجب حسناً, به ترضى أن وينبغي سهل, بيوم حظيت |
| Yavaş, bu şeyin damlası 3$. | Open Subtitles | سهل . تكلف هذه الاشياء 3 دولارات لل انخفاض . |
| Aslında bu çok basit. Bu resimlerin her biri farklı bir ülkeye ait. | TED | في الحقيقة يبدو هذا سهل للغاية .. فهذه الصور إلتقطت في دول مختلفة |
| Böyle bir karar ben gitarsız geldikten sonra vermen ne kadar uygun. | Open Subtitles | كم هو سهل عليكِ قراركِ هذا بعد ظهوري بدون قيثارتي |
| Şu an kolayca söyleyebiliyorum ama bunları dile dökene kadar ömrümden ömür gitti. | Open Subtitles | سهل عليّ القول الآن، لكنه تطلب منّي عصور لأقدر على بوح هذه الكلمات |
| Bu civarda egzotik yemek bulmak makarna bulmaktan daha kolaydır. | Open Subtitles | في هذا الحي، سهل العثور على الطعام الغريبة عن المعكرونة |