| Ve bu kök hücreler kan akımında yüzerek tamir edilebilmelerini sağlayacak büyüme faktörleri salgılamak için hasarlı organlarımıza yerleşir. | TED | و هذه الخلايا الجذعية تسبح في مجرى الدم. ثم تستقر في الأعضاء التالفة. لإطلاق عوامل النمو لإصلاح النسيج التالف. |
| Bu karşılaştırmaya bakınca demokrasinin ekonomik büyüme açısından oldukça iyi olduğunu görüyoruz. | TED | وفي هذه الحالة, تتأرجح الكفة لصالح الديمقراطية فيما يتعلق بتحقيق النمو الإقتصادي. |
| Sorun şu ki bu büyüme motorunu daha henüz ısıtıyoruz. | TED | المشكلة هي أننا فقط في مرحلة تسخين محرك النمو هذا. |
| Eğer doğru oynarsak, tüm ekonomilerde sürdürülebilir bir büyüme göreceğiz. | TED | إذا لعبناها بشكل صحيح سنرى نمو ثابت في جميع اقتصاداتنا |
| Hala güç alanının ilk deneyle arasındaki büyüme oranını kıyaslayamayız. | Open Subtitles | لكن مازال لا يمكننا مقارنة معدل نمو الحقل بالتجربة الأولى |
| Seçenekler: kapsayıcı yeşil büyüme, akıllı büyüme, dirençli büyüme, dengeli büyüme. | TED | يمكن أن تحقق النمو الأخضر، النمو الشامل، النمو الذكي والمرن والمتوازن. |
| Daha da önemlisi, kapitalizm tarafından yönlendirilen sadece ekonomik büyüme değil. | TED | والأهم من ذلك، لم يكن النمو الإقتصادي هو الوحيد المُتأثّر بالرأسمالية. |
| Ve büyüme ile ilgilenen kişiler de gözlerini Asya'ya çeviriyorlar. | TED | والأشخاص الذين يرغبون في النمو بدأوا يصوبون أنظارهم صوب آسيا. |
| Kan oluşumu için gerekli, sinirsel işlev ve büyüme için de. | Open Subtitles | و هى اساسية لتكوين الدم و لعمل الجهاز العصبى و النمو |
| Sanırım şansımıza hala büyüme döngülerinin çok erken bir safhasındalar. | Open Subtitles | نحن محظرظون لأن هذه المخلوقات في الطور الأول من النمو |
| Test sonuçlarına göre kanında yüksek miktarda HGH var. büyüme hormonu mu? | Open Subtitles | أثبتت نتائج الفحوصات أن لديكِ مستويات عالية من هرمون النمو في الدم |
| Çocukluğumuz yazları Washington'un Puget Sound'unda ilk büyüme ve büyük büyüme arasında geçti. | TED | فصول الصيف في فترة طفولتي كانت في منطقة بحر بوجيت بولاية واشنطن، بين النمو الأول والنمو الكبير. |
| ama bu toplam enerji ihtiyacını çok artırmayacak. Esas konu ekonomik büyüme. | TED | ولكن بدون زيادة في الاستهلاك فيما يخص الطاقة ماذا سيحدث فيما يخص النمو الاقتصادي |
| Tamamen eriyene kadar karıştırıyoruz ve büyüme banyosuna döküyoruz. | TED | نمزج هذا حتى يتحلل بالكامل وثم نصبه في حوض النمو. |
| Karınızı muayene ederken frenolojist, orta beyinde bir büyüme teşhis etti. | Open Subtitles | عندما فحصنا زوجتك وجد المختصين نمو قوي في الفص الأوسط للجمجمة |
| Ve doktorum beni hemen tüm vücudu kapsayan bir kemik taramasına gönderdi. Sol bacağımda biraz büyüme saptandı. | TED | وقال طبيبي انه يجب ان اخضع لفحص عظام شامل اظهر ان هناك نمو جسم غريب في رجلي اليسرى |
| Son 30 yılda, GSMH büyüme değerleri açısından, Çin, Hindistan'ın iki katı kadar büyümüş. | TED | عبر الثلاثين عاماً الأخيرة, وفقاً لمعدلات نمو إجمالي الناتج المحلي, فإن نمو الصين قد تجاوز نمو الهند بضعفين. |
| Bu yüzden ekonomik ilerlemenin de tıpkı evrim gibi sürekli yükselen bir büyüme çizgisine sahip olacağına inanmaya hazırız. | TED | لذا، لا عجب من أننا نؤمن وبسهولة بأن التقدم الاقتصادي سيأخذ ذات المنحنى، هذا الخط المتصاعد للنمو. |
| Biliyor musunuz,bunda negatif yönden yaklaşılacak bir şey göremiyorum, yani, o büyüme çağında, bu çok doğal bence. | Open Subtitles | أتعرف، أرى أنه يجب ألا نسئ تفسير الأمر إنها في مرحلة النضوج. و هذا طبيعي |
| Doğma büyüme Pawnee'li olan Leslie, aslında Pawnee'de doğmamış. | Open Subtitles | ليزلي نوب , ولدت وترعرعت في الحقيقه لم تولد في مدينة باوني |
| Belki de bunca sikik zaman sonra babacığının büyüme zamanı gelmiştir. | Open Subtitles | ربما من المحتمل بعد كل هذا الوقت أن يكبر رجلك العجوز |
| Yani kemikteki büyüme viral değil. | Open Subtitles | هذا يعني الذي ينمو داخل العظم ليس فيروس. |
| Doğaya bakın, büyüme harika bir şey, yaşamın sağlıklı kaynağı. | TED | نعم، انظر إلى الطبيعة والنمو شيء رائع، ومصدر صحي للحياة. |
| Ekonomik büyüme, birey için çok önemlidir. | TED | إن النموّ الإقتصادي مهمّ جدّا بالنسبة للفرد. |
| Ben doğma büyüme Londralıyım, o köylü. | Open Subtitles | لقد وُلدت ونشأت في لندن أما هو فمن هذه القرية |
| Sam, artık büyüme ve sorumluluk alma zamanın geldi. | Open Subtitles | يجب أن تنضج الآن يا سام و تتحمل المسؤولية |
| 12 yaşıma kadar doğma büyüme buralıydım. | Open Subtitles | نشات وتربيت هنا منذ ان كان عمري 12 سنة |
| Teknenin titizlikle temizlenmesi mercanların üzerinde büyüme ihtimalini yükseltiyor ve denizin kirlenmesini önlüyor. | Open Subtitles | تنطيف المركب بالكامل يزيد من فرصة نموّ المرجان عليه وضمان عدم تلويثه للبحر. |
| İşte bu bölgenin gelişimine bakan MR çalışmaları büyüme çağında değişimin oldukça çarpıcı olduğunu gösterdi. | TED | لذا أظهرت دراسات التصوير بالرنين المغناطيسي بالنظر لهذه المنطقة بأنها تخضع لتطورات مهولة خلال فترة المراهقة. |
| büyüme çağındayken futbol benim her şeyimdi. | Open Subtitles | كانت كرة القدم كل شئ بالنسبة لي حينما ترعرعت |