| Aslında, eğer yanılmıyorsam bu sabah siz de böyle bir kombinasyon giyiyordunuz. | Open Subtitles | حقيقةً، لو انني لست مخطئا انت شخصياارتديت مزيج مثله هذا الصباح، فضيلتك |
| Bir düşün, nasıl çekici bir adam ki, böyle büyüleyici bir adama direnebiliyorum... | Open Subtitles | يمكنك أن تتخيل كم هو جذاب كيف لى أن أقاوم سحر شخص مثله |
| onun gibi 100 yaşında değilim. Dinlenmek için bir hafta uyumam. | Open Subtitles | لستُ مسناً جداً مثله لا أحتاج إلى أسبوع نوم لأستعيد نشاطي |
| öyle bir kızın böyle bir deliyle müttefik olduğunu düşünmek korkunç. | Open Subtitles | من المريع التفكير بأن فتاة مثلها متورطة مع رجل مجنون مثله |
| Kocanı düşün-- bu Ona karşı birşey değil, çünkü gerçekten onu sevdim-- o erkek egemen bir topluluktan geliyor. | Open Subtitles | هناك شيىء بخصوص زوجك وهذا لا يجعله سيئآ لأنى حقآ أبدو مثله انه يأتى من مجتمع غالبيته من الرجال |
| Evet, böyle bir ruhla daha önce karşılaşmadık. Onu neyin öldüreceğini bilmiyoruz. | Open Subtitles | و نحن لم نلق مثله من قبل، فلسنا متأكدين من كيفية قتله |
| Gerçek bir centilmen ve uzun zamandır böyle biriyle tanışmamıştım. | Open Subtitles | رجل رقيق ولم أقابل شخص مثله منذ وقت طويل جدا |
| Gerçek bir centilmen ve uzun zamandır böyle biriyle tanışmamıştım. | Open Subtitles | رجل رقيق ولم أقابل شخص مثله منذ وقت طويل جدا |
| Ben uzun süre kayıp kalmak istiyorum böyle bir adam düşünmüyordu. | Open Subtitles | . لم أظن أن شخصاً مثله قد يبقى ضائعاً لوقت طويل |
| böyle bir adamı elinde tutmak zor olmuyordur eminim. Gülümseme. | Open Subtitles | أراهن أنه لا تواجهين صعوبة في الحفاظ على رجل مثله |
| Onunla aynı acımasızlıkla davranabilmeniz için onun gibi düşünmeyi öğrenmek zorundasınız. | Open Subtitles | عليك أن تفكر مثله و تتصرف بنفس طريقته في إنعدام الرحمه |
| Ve sen de harekete geçip onun gibi savaşmak istiyorsun, öyle mi? | Open Subtitles | و أنت تتمنى أن تكون مشهوراً و أن تحارب مثله أليس كذلك؟ |
| Kimse beni onun gibi güldüremedi. Şaka biriktirmeyi ilim haline getirmişti. | Open Subtitles | لا يوجد شخص يستطيع غضحاكى مثله كان يعمل على جمع النكات |
| Hayır, öyle olmadığından emin olmak için, bu yüzden birlikte olabilirsiniz. | Open Subtitles | لا، للتأكد من أنك لست مثله بحيث يمكن أن تكون معا |
| Gelinimi öyle bir Tanrı adamını cazip bulduğu için suçlayamam. | Open Subtitles | لا يُمكنني لوم زوجة ابني على الانجذاب لرجل دين مثله. |
| Ona benziyor ama o arabanın içinde sevdiğin adama dair hiçbir şey yok. | Open Subtitles | يَبْدو مثله لكن هناك لا شيء من الرجلِ الذي أحببتَه في تلك السيارةِ. |
| bunun gibi götler, eskiden yattıkları bir kızla, tekrar yatacaklarını düşünmeseler bir kızı ziyaret etmak için seyahat etmezler. | Open Subtitles | لكن حقير مثله لن يسافر كي يزور صديقته وان فعل فقط كي يضاجعها وإن لم يستطع فيبحث عن أخرى |
| Bu da dünyanın daha önce görmediği evrensel bir trafik sıkışıklığına neden olacak. | TED | وذلك سوف يوصلنا الى اختناق مروري عالمي لم يرى مثله العالم من قبل. |
| Norman Bates deli olabilir fakat bu dünyada tek deli o değil. | Open Subtitles | ولكن أذا كان نورمان بيتس مجنون فهناك أشخاص كثيرون هنا مجانين مثله |
| Uzun zaman önce babam burada çalışırken annemin de buna benzer bir tane vardı. | Open Subtitles | كان لديها واحد مثله عندما عمل والدي هنا منذ زمن طويل |
| Bu garip aslında. böylesini daha önce görmemiştim, bu kadar ufağını. | Open Subtitles | هو غريب، مع ذلك، أنا لم أرى مثله من قبل، وبصغره أيضاً |
| Siz gerçekten Marlon gibi bir çocuğun kütüphaneye gittiğini düşünüyor musunuz? | Open Subtitles | هل تظنون حقاً فتى مثله يقضي أي وقت في المكتبة ؟ |