| İşte uzun bir tane. "Cidayet." böyle bir kelime yok. | Open Subtitles | هذه أحرف كثيرة لا تدل على كلمة من هذا القبيل |
| Önceden benim başıma böyle bir şey gelmiş olsaydı asla dedektif olmayı başaramazdım. | Open Subtitles | لو أنّ شيئاً من هذا القبيل حدث لي حينها لما نلتُ منصب المحقّقة |
| Senin gibi birisi nasıl olur da böyle bir iş yapar? | Open Subtitles | كيف يمكن لشخص مثلك أن يقوم بهذا النوع من العمل ؟ |
| böyle bir yerde çalışmak da çok canımızı sıkmıyor tabii ki. | TED | ،وأن القيام بهذا في مثل ذلك المكان لن يتسبب في أضرار |
| Kartpostala resmini koymuş. Ben asla böyle bir şey yapmam. | Open Subtitles | وضعت صورتها على بطاقتها، لم أفعل شيئاً كهذا من قبل |
| böyle bir zamanda bu senin için iyi bir teselli olmalı. | Open Subtitles | يجب أن يكون ذلك راحة حقيقية لك في مثل هذا الوقت. |
| böyle bir durumda tek ve yalnız olduğumu düşünerek yanılmıştım. | TED | كنت مخطئة في تفكيري أنني فريدة ووحيدة في هذا الوضع. |
| Evet, elbette. Neden sana, böyle bir konuda yalan söyleyeyim ki? | Open Subtitles | أجل ، بالطبع لما قد أكذب عليك حول شيء كهذا ؟ |
| Evet, bu hayvanlar büyük ve sertler. Fakat böyle bir darbeyi kaldıramazlar. | TED | نعم، هذه الحيوانات كبيرة وشرسة، لكنها لن تتحمل كبوة من هذا النوع. |
| Önceden benim başıma böyle bir şey gelmiş olsaydı asla dedektif olmayı başaramazdım. | Open Subtitles | لو أنّ شيئاً من هذا القبيل حدث لي حينها لما نلتُ منصب المحقّقة |
| Yani, bir daha böyle bir şeyi ima dahi etmeyeceksin. | Open Subtitles | لذا إياك أن تلمح لشيء من هذا القبيل مرة أخرى. |
| Bir dahaki sefere böyle bir şey yaparsan evden kovalanan sen olursun. | Open Subtitles | فى المرة القادة لو حاولت فعل .. اى شيء من هذا القبيل |
| Sessiz frankly, böyle bir şey daha önce hiç denenmedi.. | Open Subtitles | بصراحة هذا النوع من الأشياء لم يتم تجربته من قبل |
| Muhtemelen kendi ülkeni de böyle bir zulümden kurtulmak için terketmişindir. | Open Subtitles | فى الغالب أنكَ غادرتَّ بلدك لتهرب فقط هذا النوع من الإضطهاد |
| Parayı geri iade ettim ve olaydaki rolümü itiraf ettim, ama sonunda FBI benim gibi birinin böyle bir şey başaramayacağımı düşündü. | Open Subtitles | اعدت المال ، وأعترفت بدوري لكن في النهاية رجال ال اف بي آي قرروا بأن شخصاً مثلي ان يسحب شيء مثل ذلك |
| Oldu işe. Daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştım. | Open Subtitles | هذا كان وليد اللحظة لم أفعل شيئاً كهذا من قبل |
| Hem de böyle bir yerde... Ne anlamı var da... | Open Subtitles | .. في مثل هذا المكان .. ماهو المغزى من ذلك |
| böyle bir çocuğun bu alanda hafıza ve bilişsel kusurları olacaktır. | TED | مثل هذا الطفل سيواجه عجزا في الذاكرة والادراك في هذا المجال. |
| Ben bu yükseklikten çok şey gördüm, ama böyle bir şeyi asla. | Open Subtitles | رأيت الكثير من الأشياء من على هذا الارتفاع، لكن لا شيء كهذا |
| böyle bir seyi olsa olsa ben tezgahlardim da ondan! | Open Subtitles | أنا البشرى الوحيد الذي يستطيع فعل خدعة مذهلة مثل تلك |
| böyle bir şey hatırlamıyorum. Bu iş ne kadar sürecek? | Open Subtitles | لا أتذكر شيئاً كهذا كم من الوقت سيستمر ذلك ؟ |
| böyle bir durumda yapmamız gerekeni hepimiz biliyoruz, öyle değil mi? | TED | ونحن نعلم جميعاً ماذا سيحدث في هذه الحالة .. صحيح ؟ |
| Vatandaş olarak, böyle bir suçu araştırmak görevin değil mi? | Open Subtitles | كمواطن أليس من حقك أن تحقق في مثل هذه الجرائم؟ |
| böyle bir yerde yaşamanın ne demek olduğundan haberin bile yok. | Open Subtitles | أنتِ لا تعرفين حتى ما معنى أن تكوني في أماكن كتلك |
| Seni canlı götürmem söylendi ama böyle bir şey olmayacak. | Open Subtitles | قيل لي ان اقوم بجلبك حيا لكن هذا لن يحدث |
| böyle bir yerde, kimse gerçekte nasıl biri olduğunu belli etmez. | Open Subtitles | فى مكان مثل هذا, لن يظهر أى أحد هنا على حقيقته |