| tüm yapmam gereken çocukları yedirip içirmek bezlerini değiştirmekti ve her şey tamam. | TED | ظننت أن كل ما علىَ فعله هو إطعامهم، تغيير الحفاض، وسيكونوا بخير هكذا. |
| Ve, ben tüm bunların... bir rastlantı olduğunu düşünmeye çalışıyorum. | Open Subtitles | و أحاول أن أقنع نفسي أن كل هذا مجرد صدفة |
| Ve, ben tüm bunların... bir rastlantı olduğunu düşünmeye çalışıyorum. | Open Subtitles | و أحاول أن أقنع نفسي أن كل هذا مجرد صدفة |
| her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu biliyorum ve gövdemi baştan aşağıya geçen bu yaranın bir depremin kalıntıları olduğunu. | TED | وأنا أعرف أن كل شيء متصل، والندب التي إمتد على طول الجذع من بلدي هي من علامات وقوع الزلزال. |
| bir seçimi kaybettiğimizde... ya da savunmadan acı çektiğimizde, Bütün bunlar biter. | Open Subtitles | أو عندما نعاني من الهزيمة، نظن أن كل شيء انتهى غير صحيح |
| Fakat bu bir sorun, çünkü hayatındaki Bütün insanların bu durumu kabullenmeyeceğini varsayıyorsun. | Open Subtitles | ولكنها مشكلة بالنسبة لك لأنك تفترض أن كل المحيطين بك لن يتقبلوا الأمر |
| tüm sistemleri kontrol ettim, her şey yolunda. Radar normal. | Open Subtitles | لقد أجريت فحص للنظام والرادار أكد أن كل شئ طبيعى |
| tüm para senin olduğuna göre, bende kendime para bulmanın yolunu bulmalıyım. | Open Subtitles | بما أن كل المال لك , ففكرت بطريقة أجني بها المال لنفسي |
| Ayrıca, tüm yaptığımız sizin geminizin fişini benim pilime takmak. | Open Subtitles | بجانب أن كل ما نفعله هو توصيل سفينتك الى بطارياتى |
| Başından beri, tüm bu kurgunun bir gizlenme olduğunu mu söylüyorsunuz? | Open Subtitles | هل تقصد أن كل هذا العمل كان تنكُراً منذ البداية ؟ |
| Ve tüm bunların, hayatımızı çok daha hoş ve asil kılan, birer nüans birer ayrıntı, birer detay olduğunu unutmamalıyız. | Open Subtitles | و يجب أن نتذكر أن كل هذه الأشياء الفوارق، العيوب، التفاصيل الدقيقة و التي نعتبرها من ملحقات يومنا الغير أساسية |
| Şimdi karşıma çıkmış, tüm bu acılar boşunaymış mı dememi bekliyorsun ? | Open Subtitles | والآن تَقُولُ أن كل تلك الدموعِ، كل ذلك الألمِ كَانَ بدون مقابل؟ |
| Dahası, bu durumdaki her hayvanın yaşamda ikinci bir şansı hakettiğine inanıyorum. | TED | كما أؤمن أن كل حيوان غارق في النفط يستحق فرصة ثانية للحياة |
| Ama olay şu ki ve olay şuydu ki hayatımızın her günü epiktir | TED | لكن الفكرة هي، والفكرة كانت أن كل يوم من حياتنا عبارة عن ملحمة، |
| Amerika'da, hızla yaşlanan bir nüfusa sahip bu ülkede, uzmanların tahminleri 60 yaş üzeri her 10 kişiden birinin istismara uğradığı yönünde. | TED | في أمريكا، البلد التي يشيخ فيها الناس بسرعة، يُقدَر الخبراء أن كل فرد من أصل عشرة فوق 60 عامًا سوف يتعرض للانتهاكات. |
| Dinle, oğlum her geçen saniye 70 santimetre suyun kapaklardan aktığını farkında mısın? | Open Subtitles | هل تدرك أن كل ثانية 70 سنتيمتر مِنْ الماءِ هَلْ ضائع على ذلك؟ |
| Fakat bu bir sorun, çünkü hayatındaki Bütün insanların bu durumu kabullenmeyeceğini varsayıyorsun. | Open Subtitles | ولكنها مشكلة بالنسبة لك لأنك تفترض أن كل المحيطين بك لن يتقبلوا الأمر |
| Ayrıca dediklerine göre Bütün bu olanlar, başka şeyleri gizlemek içinmiş. | Open Subtitles | يقال أيضا أن كل ذلك هو مجرد غطاء لأمور أخرى تحدث. |
| Anlaşılan o ki Bütün iyi niyetlerim size zarardan başka bir şey vermedi. | Open Subtitles | لأكون صادقا معك يبدو أن كل نواياي الطيبه لعائلتك لم تؤدي إلا للأذى |
| Yani herkes ihtiyaci olan kadarini almayi basarabilir degil mi? | Open Subtitles | أنا متأكدة أن كل منكم يمكنه أن يأخذ ما يحتاج |
| Ne hissettiğini anlıyorum ama gerçek değişmedi, bunların hepsi senin. | Open Subtitles | أتفهم شعورك لكن الواقع يظل وهو أن كل هذا لك |
| Bu arada, söylemeyi unuttum: Bunu üretmenin toplam maliyeti sadece 20 sent. | TED | نسيت أن أخبركم بأمر، وهو أن كل ذلك كلفني 20 سنت لصنعه. |
| - tek bildiğim Kaynak'ı etkilemeye çalışan her iblisin bize saldırdığı. | Open Subtitles | كل ما أعرفه أن كل مشعوذ يحاول أن يبهر المصدر يهاجمنا |
| herkesin kendi düşüncesi uyarınca ibadet etme hakkı olduğuna inanıyoruz, fakat inanç özgürlüğü, insanların inanışlarını suiistimal etme hakkı vermez! | Open Subtitles | نحن نعتقد أن كل شخص لديه الحق في العبادة وفقا لضميره لكن حرية الدين ليست رخصة للاعتداء على إيمان الشعب |