| Bunun bu kadar hızlı olmasının nedeni mobil işbirliği nedeniyledir. | TED | السبب أنه يحدث بسرعة جداً هو بسبب التعاون بتقنيات الموبايل. |
| Eğer Çin'i neden şaşmaz bir şekilde yanlış yorumladığımızı bilmek istiyorsanız - Çin'in geleceğine yönelik tahminlerimiz yanlış - nedeni budur. | TED | وان اردتم ان تعلموا لماذا نحن نستمر بفهم الصين بصورة خاطئة وتوقعاتنا دائما مُخطئة في يحدث هناك في الحقيقة ان السبب |
| İnsanlar bana nasıl savaş haberleri yapmaya devam ettiğimi ve bunu yapmaya neden devam ettiğimi sorduklarında, işte nedeni bu. | TED | ولذا ؛ فإنه عندما يسألني الناس عن كيف أواصل تغطية الحرب ، ولماذا أستمر بعمل ذلك ، فإليكم السبب .. |
| On kural ve üç anahtar, üzerlerinden geçmeyeceğim çünkü kitap yazmamın nedeni bu, ve internette ücretsiz olmasının da nedeni. | TED | العشرة قوانين و الثلاثة مفاتيح موجودين في الكتاب، لذلك لن أسردهم. و لذلك السبب هو متوفر على صفحات الانترنت مجانا. |
| İş yerinde performans ve memnuniyeti aynı anda iyileştirirsiniz, çünkü her iki karmaşıklığa da mani olan temel nedeni kaldırdınız. | TED | و في نفس الوقت سوف تحسّن الأداء و الرضا في العمل لأنك قد أزلت السبب الرئيسي الذي يعطل تعقيدات الاثنين. |
| Bu yüzden bunu söylüyorum. Söylüyorum çünkü, tekrarlayayım, iyi bir neden için değilse hiçbir şey var olamaz. Güzel rüyamızın, bu uygarlığın nedeni. | TED | لهذا السبب أنا أقول ذلك. أقول ذلك ، لأنه، وأكرر، لا شيء موجود إذا لم يكن لسبب وجيه، سبب حلمنا الجميل، لهذه الحضارة. |
| Ve görünüşe göre bunun nedeni erkeklerin farklı çalmasıydı, galina daha iyiydiler. | TED | ويبدو أن السبب أن الرجال يعزفون بشكل مختلف، بصورة أفضل فرضياً، فرضياً |
| Bence bunun derinlerdeki nedeni, onun kolayca yayıldığını biliyor olmaları. | TED | وأعتقد أن السبب أنهم في قرارة أنفسهم، يعلمون سهولة انتشاره. |
| Bu, dişilerin orta yaşta tamamen üremeyi durdurmak üzere evrim geçirmelerinin nedeni olabilir. | TED | هذا قد يكون السبب في تطور الإناث للتوقف عن التكاثر في منتصف العمر |
| Ve size bunu anlatmamın nedeni de bu; sivil toplum kendini gösterdi. | TED | و لهذا السبب أقول لكم هذا المجتمع المدني إرتفع إلى مستوى الحدث. |
| bunun için daha fazlasını zevkle giderdim, ama nedeni bu değil. | Open Subtitles | بل سأكون سعيداً للذهاب أبعد من ذلك ولكنها ليست هي السبب |
| Mezarlığa istediğiniz gibi girmenize izin veremem, nedeni ne olursa olsun! | Open Subtitles | لا استطيع ان اسمح لك بانتهاك حرمة القبور مهما كان السبب |
| Hayır. Demek istediğim - bu şekilde davranmamın nedeni buydu. | Open Subtitles | لا الذي أَعْنيه لهذا السبب أنا تصرفت بمثل هذه الطريقة |
| Onu sevmemin nedeni çok genç ruhlu ve dinç olmasıydı. | Open Subtitles | السبب الكامل حَببتُه كَانَ هو كَانَ شابَ وقويّ البنيةَ جداً. |
| Her gün o hastaneye gitmemin tek nedeni o hastalara önem veriyor olmam. | Open Subtitles | السبب الوحيد الذي يجعلني أعود للمشفى يوم بعد يوم لأنني أهتم بأمر المرضى |
| Bu da eski dostumun hala canlı olmasının tek nedeni. | Open Subtitles | أعتقد أن هذا هو السبب الوحيد لبقاء صديقي العجوز حيا |
| Bunun tek nedeni Ulusal Portreler Galerisinin Amerikan hayatını görselleştirmeyi amaçlayan doğası. | TED | و ذلك لأن معرض اللوحات الوطني يقام أساساً ليُقدم حياة أفراد أمريكيين. |
| Anissa'nın ağabeyinin hapiste olmasının iyi bir nedeni olduğunu düşünmek isterdim. | TED | كنت أود تصور أن هناك سبباً مقنعاً يبرر سَجنَ أخي أنيسا. |
| Benimle konuşması için bir nedeni yok. Henüz yok yani. | Open Subtitles | ليس لديه دافع ليتحدث معي ليس بعد على أي حال |
| O nedeni bulamıyorum ben de bir türlü. Saldırılar çok rastgele duruyor. | Open Subtitles | إن الدافع هو ما أعجز عن تفهّمه، فإني أرى الهجمات عشوائية جدًا. |
| Bunun bir nedeni, en popüler doğum kontrol yöntemlerinin nadiren bulunması. | TED | سبب واحد هو الاكثر شيوعا وسائل منع الحمل نادرا ما تتوافر. |
| Bir süre daha bu vakayla ilgilenmemin bir nedeni var ama sana söyleyemem. | Open Subtitles | ثمّة سببٌ لتمسّكي بهذه الحالة مزيداً من الوقت ولكنّني لا أستطيعُ إخبارك به |
| Ve bunların her birine verilecek cevabın elbette evet olmasının bir nedeni var. | TED | و هناك سببا ليجعلك تفكر أن الإجابة على هذين السؤالين هي : نعم. |
| Su soğutmalı reaktörlerin sorunlarına sahip değildi ve nedeni ise oldukça açıktı; | TED | ولا يعاني من مشاكل المفاعل المبرد بالماء والسبب في ذلك بسيط جداً. |
| Başka bir deyişle, aklın başka bir yerde olması, mutsuzluğun salt bir sonucu değil; asıl nedeni. | TED | وبعبارة أخرى، شرود الذهن من المرجح أن يكون سبباً فعلياً ، وليس مجرد نتيجة لعدم السعادة. |
| Bu karıncalanma hissinin nedeni enerji alanı. Fiziksel bir zararı yok. | Open Subtitles | حقل الطاقة هو ما يسبب الرعشة إنه لا يسبب أي ضرر جسماني، لا تقلق سيدي |
| Bu depremlerin nedeni o zaman kabarcığı olabilir. | Open Subtitles | ربما الفقاعة الزمنية هذة تسبب هزات الأرض |
| Onu bu kadar sevmemizin nedeni hiç bir sınırının olmaması. | Open Subtitles | سببُ حبّنا الشديد لها أنّه ليس لديها أي حدود. |
| Çünkü bir yabancı için hayatını tehlikeye atmasının hastalık dışında bir nedeni var. | Open Subtitles | لأنّه لا سبب آخر لجانب كونه مريض كي يخاطر بحياته لأجل شخص غريب |