| O olağanüstü idi. Bu insanlarla beraber çalışmak bir mühendislik rüyasıdır. | TED | كان الأمر مذهلا. إنه حلم المهندس بأن يعمل مع هذه الكفاءات. |
| O, ne zaman çamaşır yıkamam gerektiğini bana hatırlatan hesaplayıcı akıldır. | TED | إنه الذكاء الحسابي الذي يذكرني حيث يجب أن أقوم بغسيل الملابس. |
| O'Brien'ın yapmak istediği Smith'i parti ne söylerse doğru olduğu ya da doğrunun, parti ne söylerse O olduğu konusunda ikna etmek. | TED | ما يقوله أوبراين هو النقطة المهمة إنه يرغبُ في إقناع سميث بأن ما يقوله الحزب هو الحقيقة والحقيقة هي ما يقوله الحزب. |
| Sonuçta; bilinç gibi bir şey hakkında insanların fikrini değiştirmek Çok zordur, ve bunun neden Bu kadar zor olduğunu sonunda anladım. | TED | إنه من الصعب جدا أن نغير عقول الناس عن شيء ما مثل ا لإدراك و تبين لي بشكل نهائي السبب في ذلك |
| İşte burada. Bu dünyanın en büyük yeşil çatısı, 4.2 hektar. | TED | هذا هو. إنه أكبر سقف أخضر في العالم، عشرة أفدنة ونصف. |
| Ve Bu Sadece uzaktaki gelişmekte olan dünyada değil, her yerde. | TED | وليس ذلك فقط في عالم نامي بعيد، إنه في كل مكان. |
| Ben O kadar narin değilim. Ben gerçekten Bu alana girdiğimden beri kirliyim. Fakat Bu bizim dilimizi yaralıyor. | TED | حالياً، أنا لستُ حساساً وقد أصبحتُ بالفعل قذراً بعد قضائي يوماً واحدأ في هذا الوسط، حقأ إنه وصف مُدمر. |
| Bu şefkat, empati ve sevgiyle ilgili. O öfkeyi de tanımalıyız. | TED | إنه مرتبط بالشفقة والتعاطف والحب، ويجب علينا الاعتراف بذلك الغضب أيضًا. |
| Gerçekten onlara aşık -- onlardan biri -- O bir kaz terbiyecisi. | TED | هو حقا يحبهم ــ هو الوحيد في ذلك معهم إنه الهامس للأوز |
| O insanlara özgün, tıpkı sizin toplantılarınızın da size özgün olması gerektiği gibi. | TED | إنه مُخصصٌ لهم، تمامًا كما ينبغي على تجمعك أن يكون مُكرّسًا من أجلك. |
| Onlar birkaç kez geriye dönmezler, Bu yüzden O kronik bir yolculuktur. | TED | و هؤلاء الناس لا يعودون عدة مرات، إنه بحق تسجيل لأحداث الرحلة. |
| - Yolu Sadece O biliyor. - Daha ileri gidemeyiz. | Open Subtitles | ـ إنه الوحيّد الذي يعرف الطريق ـ لا يمكنك المواصلة |
| Bu ebeveynelerinin ya da öğretmenlerinin onlara söylediği bir şey değil. | TED | إنه ليس الأمر الذي يخبرهم به والديهم، أو يخبرهم به مدرسيهم. |
| Kulağa Çok teknik geliyor değil mi? Bu teknik bir terim. | TED | لكن هذا يبدو أمر تقني إنه مفهوم تقني من وجهة نظرهم. |
| Bu basit performans ölçümüzde dört veya beş kat daha hızlı. | TED | إنه أسرع بحوالي أربع أو خمس أضعاف بمقياس هذه التجربة البسيطة. |
| Bu Çok eski bir video, Bu yüzden çakışma gibi sorunları henüz çözememiştik ama daha sonra oldukça düzeldi. | TED | إنه فيديو أولي جدا. لذلك لم نكن قد تعاملنا مع التداخل وكل ذلك، لكن ذلك تحسن قريبا جدا، لاحقا. |
| Bu genelde şehrinizdeki ilgili servis numarasını aradığınızda ulaştığınız yer. | TED | إنه على العموم حيث تصل حين تتصل ب311 في مدينتك. |
| Bu, şişmiş bir balonu bir parça kumaşla kaplayarak yaptığım bir iskelet modeli. | TED | إنه نموذج هيكل والذي صنعته من قطعة قماش وقمت بلفه حول بالون متمدد. |
| Geçen bir kaç haftadır Bu bölgeyi vuran aynı Adam. | Open Subtitles | إنه نفس الرجل الذي سرق هذه المنطقة في الأسابيع الماضية |
| Çok kısa bir sohbet bile etmemiz, bizim için Çok tehlikeli. İzlendiğimizi varsaymalıyız. | Open Subtitles | إنّه أمر خطير بالنسبة لنا أن ندردش قليلاً علينا أن نفترض أننا مراقبان |
| Şu anda insanları en Çok dehşete düşüren şeylerden biri gerçeğin ne olduğu konusunda milli bir uzlaşma olmaması. | TED | أعني، إنه واحد من أكثر الأشياء رعبا للناس الآن، أنه لا يوجد ثمة إتفاق قومي حول ما هو حقيقي، |
| Bu birçok Batılı elitin kendi siyasi düzenleri hakkında yaptığı bir iddia, kibir, Batı'nın Şu anki sorunlarının kalbindedir. | TED | إنه الإدعاء العالمي الذي تدّعيه العديد من النخب الغربية حول نظامهم السياسي، الغطرسة، التي هي أساس علّة الغرب الحالية. |
| Kendisi bir tablet bilgisayarı mobil bir kalp izleme cihazı olan Cardiopad'e çeviren genç bir Kamerunlu tasarım mühendisi. | TED | إنه مهندس تصميم كاميروني شاب وهو الذي عدل الكمبيوتر اللوحي إلى جهاز الأمراض القلبية، وهو جهاز نقال يراقب القلب. |
| Listesi var, iki kez kontrol ediyor, olay ne ki? | Open Subtitles | إنّه يحتفظ بقائمة. ويتحقق منها مرّتين ما الجلل في ذلك؟ |
| Yeni bir muhasebeci arıyor. Eskisi uykusunda ölmüş. | Open Subtitles | إنّه يبحث عن محاسب جديد فقد مات السابق أثناء نومه |
| - Bugün Onun doğumgünü. - Size hediye almadım, üzgünüm. | Open Subtitles | إنّه عيد ميلادها لم أحضر لك هدية ، أنا آسف |
| İmzasız bir şey çizdiğine göre oldukça cesur biri olmalı. | Open Subtitles | إنهُ شخص شجاع جداً ان يقوم بفعل شيء بشكل عشوائي |