| Sonuçta; bilinç gibi bir şey hakkında insanların fikrini değiştirmek çok zordur, ve bunun neden bu kadar zor olduğunu sonunda anladım. | TED | إنه من الصعب جدا أن نغير عقول الناس عن شيء ما مثل ا لإدراك و تبين لي بشكل نهائي السبب في ذلك |
| Bu, para, yetenek ve zaman gibi şeylerin paylaşımı ve kaynakları. | TED | هذا هو التشارك وموارد من أشياء مثل المهارات ، والمال والوقت. |
| Hayatları boyunca yılanlardan korkmuş bu insanlar artık "Şu yılanın ne kadar güzel olduğuna bak." gibi şeyler söylüyorlardı. | TED | هؤلاء الأشخاص الذين صاحبهم طيلة حياتهم خوف من الأفاعي أصبحوا يقولون أمور مثل أنظر كم هي رائعة هذه الأفعى |
| Sanki daha önce zaman harcayıp, o insanı tanımışsınız gibi. | TED | أنها مثل تخصيص بعض الوقت لتعرف عليك قبل الإجتماع بك. |
| Bir makineydi fakat canlıydı. Şey gibi... dans pisti ışıkları gibiydi. | Open Subtitles | كانت ألة ولكنها كانت حية , كانت مثل هالة من الضوء |
| Bana göre bu yolculuk Doug Dietz'e benziyor. Doug Dietz teknik bir adam. | TED | بالنسبة لي، تبدو تلك الرحلة مثل دوغ ديتز. دوغ ديتز هو شخص تقنيّ. |
| Bir dizi açıklama geliyordur şu anda akıllarınıza, aç gözlülük gibi. | TED | ان طيف من التفسيرات ربما يخطر على بالكم .. مثل الطمع |
| Sonuç olarak -- bu yöntemin işe yaramasının sebebi -- insanlar robotlarla iletişim kurarken yine insan gibi davranıyorlar. | TED | وخلاصة القول السبب في ان هذا يعمل لأنه تبين الناس تتصرف تماما مثل الناس حتى عند التفاعل مع روبوت |
| Bütün alaycı kuşlar uçup gittiğinde, son dört gün gibi ses çıkaracaklar. | TED | عندما تطير كل الطيور المحاكية بعيداً، سيصدروا صوتاً مثل الأربع أيام الأخيرة. |
| Dünyadaki en iyi liderlerin profillerini paylaşıyorum, Martin Luther King, Nelson Mandela gibi. | TED | شاركت معهم الملف الشخصي لأفضل القادة مثل الملك مارتن لوثر و نيلسون مانديلا |
| Bazen onları Jackson Hole ya da Aspen gibi tatil yerlerinde görürsünüz. | TED | وأحياناً ما يمكنك رؤيتهم في مناطق العطلات مثل جاكسون هول أو آسبن. |
| Yakalayacağımız Büyük Patlama olsaydı eğer, bunun gibi ses çıkarırdı. | TED | إذا كنا لنسجل صوت الإنفجار العظيم، فسيكون شيئا مثل هذا. |
| 20-30 yıl kadar önce, bunun mümkün olabileceğini düşünen çok sayıda bilimci vardı. | TED | ظن الكثير من العلماء قبل عدة عقود أن مثل هذا الأمر ممكن الحدوث. |
| Bu ve diğer sorulara cevap bularak belki bir gün kendimizi yaralar sadece hatıralarda kalacak kadar iyi iyileştirebiliriz. | TED | حين نجد إجابات على مثل هذه الأسئلة وغيرها ربما سنتمكن من شفاء أنفسنا جيداً وتبقى الندوب شيئا من الماضي |
| Şimdi, bir ekonomi ancak kendisini oluşturan kuruluşlar kadar sağlıklıdır. | TED | الآن، يعتبر الإقتصاد جيدًا مرضيًا تمامًا مثل الهيئات التي تكونه |
| Seni burda görüyorum, aynı anda da uzakta, çok çok uzakta ve çok uzun zaman önce Sanki orman-- | Open Subtitles | اننى اراك هنا و فى نفس الوقت ابعد كثيرا و ابعد و ابعد الى الوراء فى مكان طويل مثل |
| Bu sırada, dedikodular Sanki bir petrol kuyusu bulunmuşçasına etrafa yayılıyor. | Open Subtitles | في هذه الأثناء , انتشرت الشائعات في البلدة مثل تسرب الزيت |
| Ve senin vurma seslerin Sanki bir ağaç düşüyor gibiydi. | Open Subtitles | و أذكر صوت ضربك للسمكة كان الأمر مثل تقطيع شجرة |
| Görünüşe göre, patlama-darbeli sesler gerçekten biraz insan sesine benziyor. | TED | يتضح أن أصوات تدفق النبضات تبدو تقريباً مثل أصوات البشر |
| Burada protez bir uzuv var, aslında Irak'tan dönen bir askerinkiyle tamamen aynı... | TED | هذا طرف صناعي هنا مثل هذا الذي عند الجندي الذي عاد من العراق |
| Bu anketten anladığımız bazı insanlar, bazı Amerikalılar bu tarz fotoğrafların Obama'nın aslında nasıl göründüğünü en iyi şekilde yansıttığını düşünüyor. | TED | ووجدنا في هذا الاستطلاع أن بعض الأمريكيين، يعتقدون أن صورًا مثل هذه هي أفضل توضيح، لما يبدو عليه أوباما في الحقيقة. |
| Bir hayatım bile yok. Bütün yaz şarkı söyleyen cırcır böceği gibiyim. | Open Subtitles | ليس لدى أى حياة على الإطلاق أنا مثل من تغنى طوال الصيف |
| mesela gerçek bir işi olan biriyle, bir bankacıyla falan. | Open Subtitles | مثلا ً مثل , شخص لديه وظيفة حقيقية , كالمصرفى |
| Belki de her bebekte olduğu gibi "Önce ben gördüm, o benim!" | TED | ربما كانت نظرتك مثل قواعد الأطفال هذه: إنها ملكي لأنني رأيتها أولاً |
| Bugün başka konuşmacılar da göreceksiniz, şimdiden biliyorum, çarpıcı şeylerden bahsedecekler, ve, tabii ki, teknolojide asla böyle olmaz. | TED | أعرف أنكم ستشاهدون اليوم متحدثين آخرين، سيتحدثون عن أشياءَ تقصم الظهر؛ لكن مع التكنولوجيا، بالطبع، لا يحدث مثل هذا. |
| mesela astroloji: bir çok rasyonalist gibi, ben de balık burcuyum. | TED | علم التنجيم، مثلا: مثل الكثير من العقلانيين، أنا من برج الحوت. |
| Cin bu kotu arabalari alirken, bizim bunlara benzer seyleri kullaniyor olmamiz lazim. | TED | بينما الصين تشتري السيارات السيئة علينا نحن أن نقود مثل هذه الأشياء، إتزان |
| Ve tıpkı az önce gördüğünüz gibi, bu ışık bantlarını üretebilir. | TED | مثل هذا الذي ظهر الآن ويمكن ان يتنج حزماً من الضوء |
| Böylece, belirli bir seviyenin ötesine zoom yaptığımizda bu Sim City benzeri 45 derecelik bir sanal bir görüntü haline dönüşüyor. | TED | لذلك، فيما نحن نقوم بالتكبير فوق مستوى معين يأخذنا إلى نوع من مثل سيم سيتي في عرض افتراضي على 45 درجة. |